Düşünce Gücü ve İnançlar

Dini inanışlarda "dua" olarak bilinen bir rica, istek yada dileme vardır. Aslında dua denilen şeyde herzaman birşeyler istenir ve o sitenilenin gerçekleşmesi için ibadet edilir. Yani ibadet ettiği için dua etmek değil, dua etmek için ibadet etmektir için özü bence... Hiçkimse bunu kabullenmez tersine "olurmu öyle şey" diye çıkışır bunu soran birine. Tamam. Biliyoruz inanıyorsun da, neden herzaman birşeyler istiyorsun. Şimdi düşünce gücü ile dua arasında ne gibi bir bağ var diye soracaksınız. Bence, söyle bir bağ vardır ki; Düşünerek yapılamayacak birşey olduğu düşünmüyorum. En azından bu olaylar için çok fazla uzağa gitmeye gerek yok. Düşünce güçleriyle birşeyler hareket ettirebilen, yada düşünceleri okuyabilen insanlarvar. Bunu söylerken tabili 3 kuruşa gösteri yapan çapulcuları düşünmemek gerekir.

Birşeyi çok fazla isterseniz o olur! : Tarzında bir düşünce vardır. Aslında şöyle olmalıdır o, istemeyi bilirsen olur. Çünkü sen bu donanıma sahipsin. Düşünerek herşeyi gerçekleştirebilirsin. Şimdi biraz hayatımınızın içinden, biraz da tahminlerle birkaç örnek verelim.
Ellerinizi açıp dua etmeye başlarsınız. Olmasını "dilediğiniz" şeyleri söylersiniz "o" na. Sonra beklersiniz ve hiçbirşey olmaz. Tekrar dua edersiniz. Tekrar dua edersiniz. Uzun bir süre bu devam eder. Tabiki bunu yaparken de ibadetinize daha çok özen gösterirsiniz. En azından göstermeye çalışırsınız. Daha sonra bazı olayların kesişmesiyle "tamamen" bir olasılık ile sizin olmasını istediğiniz şeye benzer birşey olur ve işte o an sizin içinizde bir kuş kanat çırpar gibi olur. İşte dersiniz sesimi duydu.

Aslında birşeye inanarak dua etmekle, dua etmek için inanmak arasında bir fark yok gibi gelir bazı kişilere. Ama aslında vardır!

Birşeyin olmasını çok fazla kişi istemeyi bilerek isterse, o olur buna emin olabilirsiniz. Kimbilir belkide mevlütlerin, namazın yada herhangi bir toplu ibadetin amacı budur. Belkide düşünce gücünü peygamberler "bilmeden" de olsa ortaya çıkarmışlardır. Bundan önceki "Peygamberler çok akıllı insanlar" yazımı okursanız burada anlatmak istediğim şeyi anlayabilirsiniz. Belki de bu yukarıda yazdığım şey için ibadetler toplu olarak yapılma ihtiyacı duyuluyor. Belki arada bir "aracı" yok ama olmasını istediklerimiz bir şekilde oluyor.

Dua etmeden, olmasını istediğiniz bir şeyin olduğu hiç oldumu size? Bana oldu.

Şimdi bir düşünün. Aslında dua etmekmi? Yoksa istemeyi bilmekmi ?

İnananlar Vs. İnanmayanlar

Bu iki zihniyet herzaman birbirinden farklı muamele görmüştür. Bence bu anlayışlar çayı şekerli yada tatlandırıcılı içmekten farksız...Tat olarak aynı ama biri daha zararlı...

Sizce zararlı olan hangisi inanmak mı inanmamakmı ?
Bana kalırsa inanmak zararsız gibi görünen ve yukarıda bahsettiğim çayı, tatlandırıcı ile içmek...
İnanmamak da aynı tadı gerçek tatlandırıcıdan almak...
Bu yukarıda yazdıklarım birçok yere çekilebilir...Çekilsinde ufkumuz genişlesin. İnanmak doğru olanı yani herkes tarafından örnek insan olarak işaretlenmeyi gerektiren bir durum. İnanmamak sa kimi ortamlarda aşşağılanmak yada küçük görmek ve bazı yerlerde nefretle karşılanmak.
Aslında inanmayanların yuzde 80i neye İNANMADIKLARI bilmiyor. Kimisi tarzı gereği, kimisi arkadaş çevresi öyle olduğundan İNANMIYOR....
Tabiki böyle bir oran olunca tüm inanmayanlar aynı kefeye konuyor ama birde madalyonun diğer yüzü var, o kalan yuzde20lik bölüm araştırıyor. Olasılıklar üzerinde konuşuyor. Ufkunu genişletiyor. İnsanları etkileyebilecek kadar zekasını güçlendiriyor ama aslında o inanmayan da inanmak istiyor. İnanmak istediği için, birşeyler bulmaya çalıştığı için araştırıyor...
İnananların sadece yuzde30u inançlarının öngördüğü görevlerin tamamını yapıyor.

Hani inanç ? Hani Sevgi ? Hani kulluk ? Hani korku ? Hani aşk ?
Hac diye söylenen bir eylem var Mekkeye gitmek kabeye dokunmak çeşitli görevler yapmak. Ayrıca oraya gidip gelince tüm günahlarında silindiğine inanılıyor ( "Kul" Hakkı Olmayanlar )
Peki ne varki Mekke'de, Medine'de sadece kutsal topraklarmı, insaların oraya gittikleri zaman hissettiği duygular neler. Gerçekten hissettiren birimi var, yoksa tamamen psikolojik mi...
Ben şuna inanıyorum...Bir yapay kabe oluşturun ama birebir olsun... Adamın gözlerini kapatın aynı gerçek kabeye giderken geçilen yollardan aynu süreler içinde geçilsin ve adamın gözlerini yapay kabede açın. İddaa ediyorum ki adam aynı duyguları yine de hissedecektir... Eee nerede kaldı kutsal topraklar ? Nerede kaldı inanışlar...? Ben yaptım ulan o kabeyi Banamı bu kadar ekşın şimdi ?

Bu aynı şeye benziyor. Bisikler kullanmayı birkere öğrendiğinizde birdaha unutmazsınız ( Yalansam Söyledin )

İnanmak yada İnanmamak işte bütüm mesele bunlar ibaret...
Birsonraki yazımda görüşmek üzere.

Peygamberler Çok Akıllı İnsanlar...

Bir önceki yazımda bu konuyu tırmalayacağımı söylemiştim.Tekrar söylüyorum ki...Amacım inanışları küçümsemek yada inananlara hakaret etmek değil, sadece ihtimaller üzerine konuşmk istiyorum.
Şimdi bir düşünün...

Çok cahil bir zamanda yaşıyorsunuz.O güne kadar, neden varsınız, neden yaşıyorsunuz, nasıl dünyaya geldiniz ölünce ne olacak...Bununla ilgili hiçbirşey bilmiyorsunuz...Birisi size, Bir yaratıcı var, bu dünyayı o yarattı, hepimize bu yaşamı o sağladı ve bunu size bildirmem için beni görevlendirdi dese,...İnanıyorum ki herkes buna inanır.Çünkü sığınacak başka birşeyiniz yoktur.Birilerinden yardım istemeye açsınızdır.Çareniz yoktur yani.Ne dense inanırsınız...
"Elçi" diye tabir edilen bu insanların gerçekten çok zeki ve ikna kabiliyeti çok yüksek olan insanlar olduğunu düşünmekteyim.Yoktan böyle bir düşünceyi insanlarla paylaşabilmek gerçekten büyük cesaret isteyen bir durum."Elçi" lere herzaman saygı duymuşumdur.Bu da farklı bir konu.

Peygamberin dediği mi günah olur, Yoksa Peygambere söyletilenmi?
En anlamadığım durumlardan biridir.Yani birşeyin o anda günah yada sevap olduğunu peygambermi belirler, yoksa yaratıcı peygamberin kulağına birşey mi fırsıldar.

Çok bilindik bir hikaye vardır.Bilirsiniz;
Birgün Hz.Muhammed hanın birine dinlenmek için girer.İçeride insanlar şarap içiyorlardır.Peygamber sorar;
-Nedir bunların içtikleri?
-Şaraptır Peygamberim.
Sonra Peygamber etrafı süzer...İçenlerim hepsi eğlenmektedir.Sonra döner Hancıya...
-İyi birşey bu insanları mutlu ediyor.İçsinler..
Sonra aradan zaman geçer içen abiler iyice kafayı bulmuştur.Sapıtmaya başlarlar.Seslerden rahatsız olan Peygamber aşağı iner.
-İçtikleri şaraptanmı böyle oldu bunlar?
-Evet peygamberim...
-İnsanlara zarar veriyor bu içki, haramdır bundan sonra.

Şimdi bu o anda verilmiş bir kararmıdır.Haram olduğunu kim söylemiş, yada kendi kendine mi vermiş bu kararı.
Birde diğer açıdan bakalım;
O anda şarap içenler orda sapıtmasaydı.Alkol haram olmayacakmıydı? İçsinler mi diyecekti peygamber olurunamı bırakacaktı.
Burdan, Alkolun azı karar çoğu zarar sonuçu çıkmıyormu? E ozaman alkol günah değil! ? Anlayamıyorum.Ayrıca Neden haramın azı da çoğu da aynı günah oranına sahip?

Peygamberlerin şizofren hastası olma ihtimalini düşündünüzmü ?
Hangi şizofren hastasının, ben görmedim öyle şeyler hayaldi onlar dediğini gördünüz.?
Dağda gördüğü melek, yaşadığı sıkıntı, tamamen kendi kafasında kurduğu ve hastalığın getirdiği etkiler olma ihitimalini düşündünüzmü ?

Ozamanlar çok güvenilir bir insan olduğu için hastalık etkilerini, gerçek olmuş gibi anlatması ve insanların ona güvendiği için ona inanması ihtimalini düşündünüzmü hiç ?

Halk arasında "DELİ" olarak tanımlanan bu hastalık türlerine sahip kişiler.Normal insanlardan daha zeki olurlar.Bu kanıtlanmıştır.Yani delilik kötü birşey değildir.Aklını kullanabilen deliyse.
Çünkü deliler sonuca değil nedene bakarlar herşeyi çok fazla düşünürler.Eğer zekalarını iyi yetiştiremedilerse, kendi kendilerine konuşan insanlara, zekalarını açıp bu düşünce yoğunluğuyla başa çıkabilirlerse "ÖZEL" insanlar olurlar.Buda benim görüşüm...

İhtimallerden konuşuyoruz....Onunla ilgili bir düşüncem daha var;
Din ve inançlar konusunda çok fazla araştırmam ve çeşitli din adamlarıyla sohbetlerim oldu.Çoğunun bana olan tepkisi aynıydı...
Düşüncelerimi söylediğimde ya bana hiçbirşey söylemedi saygı duyarım dedi gitti.( Beni dine yakınlaştırmak için ikna etmeye bile çalışmadı ki bu onun görevi! ) yada "sen genede inan ya varsa!" dedi Böyle bir ihtimali bana sunan din adamları neden benim ihtimallerimi küçümseyip bana farklı insan muamelesi yapıyorlar aklım almıyor.

Bence bu din adamları bile bu tek ihtimalin üzerine inanıyorlar.
Ya varsa!
Peki bende size soruyorum ya yoksa?

Peki yoksa ne olur.Benim Boyut kavramı teorim kurala dönüşmüş olur.
Boyut kavramı ile ilgili önümüzdeki günlerde geniş bir yazı yazmayı düşünüyorum.

Sapanik Neden Var ?

Son birkaç gündür içerisinde tehtit bile olan şikayet mesajları alıyorum.Nedenini de çözebilmiş değilim.Benim düşüncem bu işte nedenleride bunlar diyen herkesi böyle mi suçluyorsunuz.Ayrıca yazdığım yazılarda herhangi bir hakaret yada saygısızlık yok insanların inançlarına karşı.Ben sadece böyle olabilir, yada neden böyle ki diyorum.Kesinlikle yok demiyorum tanrı, olmama ihtimalini araştırıyorum.Olmasını istiyorum keşke olsa ve beni cezalandırsa...

Bundan sonra o şekilde mesajlar yollamanızı istemiyorum batıyosa okumayın kardeşim.Günahımı alıyorsunuz. :)

Bir sonraki yazımda Kitaplar ve peygamberler olayı ile ilgili birkaç düşüncemi paylaşacağım görüşmek ümidiyle...

Beni cezalandırın!

Cezalandırılmak istiyorum bir yaratıcı tarafından.Hernekadar yok desemde varlığına inanmak.Olabilme ihtimalini de düşünmek istiyorum.Bazen düşünüyorum acaba benmi yanlış düşünüyorum.Neden illa bir yaratıcı olduğuna inanmak zorundayız.Sığınacak bir kapı aramak zorundayız.Yoksa insanların inançları sadece ağız alışkanlığından mı ibaret.Merak ediyorum.Hiçmi araştırmıyorsunuz...Hiçmi sorgulamıyorsunuz.Hiçmi merak etmiyorsunuz...

Kendimdeyim Korkma!

Çok kin ve nefret doluyum.Herşeye karşı...
Aslında düşündüğüm birşey yok ama içimde olağanüstü bir nefret var.Uyuz olduğum anlayışlar, hoşuma gitmeyen oluşumlar var.Kendimi ifade ettiğim heryerde farklı algılanıyorum."O" Yok diyorum "o" kim diyorlar.Anlatmaya başlayınca suçlu, hasta yada şizofren oluyorum.Fikirlerimi söylüyorum vede iddaa ediyorum ki bu doğru! Yeni bir takikatın oluşumu içinde gibi hissediyorum kendimi.Çok fazla dinleyenim ama inanmayanım olacak bunu biliyorum.Kendimi Reis gibi hissetmeye başlamam içten bile değil.Seminerler düzenleyip insanların beynini çok kolay yıklayabileceğimi de biliyorum.Anlatmak istemiyorum anlayış ve düşüncelerini değiştirmek için ama anlatma! derken bile aslında merak ettiklerini biliyorum.
Biliyorum ki anlattıkça daha kötü yerlere gidecek heryer.Anlattıkça kimileri tarafından yargılanıp kimileri tarafından baş tacı yapılacağım ama anlatmak istiyorum tecrübelerimi, araştırmalarımı...

Birçok kişiye anlattım "O" diye birinin olmadığını saatlerce...Utanmadan sıkılmadan amacım insanların beynini yıkamak değil.İhtimalleri yüzlerine vurmak...Heh keşke olsa "o" dedikleri şey keşke olsa da beni cezalandırsa.Vede gururlansa benimle benim yarattığım varlık benden daha inandırıcı diye....

Aslında insanoğlu sadece inanmak istediklerine inanır.Eğer inanmak ona yarar sağlayacaksa inanır.Farklı da düşünceler olabilir ama ben biliyorum ki "O" nun elçileri diye bizlere anlatılan benden biraz daha zeki olan insanlar...Helal olsun ellerini de öpmek lazım o ayrı...O kadar insanı etkileyebilmişler.O kadar insanı inandırabilmişler "o"na.

Keşke...Keşke "O" olsa da beni cezalandırsa ve gururlansa benle, "O"ndan daha çok etkileyebildiğim için insanları...